Yine uzun bir yaz tatili başladı. Çoğumuz özlemini duyduğumuz diyarlara dağıldık. Yarenlerimizle kucaklaştık. Hep kesin olarak dönmeyi ama ne yazık ki Hollanda’da kurduğumuz yaşam düzeni nedeniyle dönemediğimiz ana-baba ocağımızda hasret gideriyoruz.
Tabii ki daha sonra da, milyonlarca turistin yararlandığı gibi, biz de Türkiye’mizin güzelliklerinden yararlanıyoruz. Yani biz de bir nevi turist oluyoruz.
Eskiden turiste ‘yolunacak kaz’ gözüyle bakılırdı. Ama şimdi maalesef turist bizi yoluyor. Üç kuruşa dünya güzeli otellerde konaklıyorlar ve dünyanın en leziz yemeklerini yiyorlar.
Eee, arada bir ortaya çıkan üç kâğıtçılar ‘kaz yolma’ işlemini yapıyor ama, bu yolunmadan en çok nasibini alan da yine biz Türk yurttaşları oluyoruz.
Yorumuma ‘vur abalıya’ başlığını koyduk.
‘Vur abalıya’ başlığı altında pek çok yorum yazmışızdır.
Sözlük anlamı çok zengin olan bu deyimi yorumlarken de değişik vurgulamalar görürüz.
Vur abalıya’dan birkaç örnek:
* Sessizliği, yumuşaklığı, her söyleneni yapması, kolay kolay karşı
çıkmaması yüzünden bütün yükün, suçun, sorumluluğun bu kabil kimseye
yüklenmesi, onun hakkının çiğnenmesi, önüne gelenin ona çatması.
* Sessiz ve sakin kimselere yapılan zulüm ve haksızlığı belirtmek için
kullanılır.
* İnsanları maddi manevi linç ederken bilinç altında söylenen slogandır.
İşte, biz de bu yorumlamadan yola çıkarak, yurtdışındaki yurttaşlarımızın her uğradığı haksızlıktan sonra ‘vur abalıya’ diye eleştiriler yazmışızdır.
Gazetemizin bu sayısında bize ‘vur abalıya’ dedirten olayları sürmanşet ve manşet haberlerimizde okuyacaksınız.
Bu haberlerde, uçak yolculuğu yapmak isteyen yurttaşlarımıza reva görülen haksızlıkları ortaya serdik.
Uçakçılıkta ve seyahatçılıkta çok iyi niyetlerle yola çıkan girişimci insanlarımız olmuştur. Bu konuda 4 ve 5’inci sayfamızdaki ‘İşte turizm elçilerimiz’ başlıklı haberimize bakınız.
Seyahatçılığa soyunmuşlardan bazıları ya iş bilmemezlikten veya talihsizlikten batıp gitmişlerdir. Ama batıp giderken de binlerce yolcuyu mağdur etmişlerdir.
Bazıları da bilinçli olarak iflas yolunu seçmişler ve yurttaşlarımızı bilinçli olarak dolandırmışlardır.
Bu gibi dolandırıcılıklardan söz ederken hep yurttaşlarımızı ön plana aldık. Yani Hollandalı yolcuların durumunu dikkate almadık. Çünkü, Hollandalı tatil rezervasyonunu güvendiği seyahat firmalarında yaptırdığı zaman sigorta da yaptırır. Ayrıca, ANVR ve SGR gibi kuruluşların da koruması altındadır. Yurttaşlarımız ise biletini önüne gelenden alır. Bırakın ANVR ve SGR üyeliğini, acente temsilciliği olmayanlardan bile bilet alır.
Ucuz buldu mu dalar yurttaşımız.
Tabii ki bu yanlıştır. Bilet alırken, bilet satan firmanın ciddiyetine bakmak lazım. Aksi takdirde, kredi kartı sahtekârlarının kurbanı olursunuz.
Burada bir noktaya daha dikkat çekmek isteriz. Haberimizde okuyacağınız gibi, İsmail Halıcı isimli bilet kurbanlarından biri, ‘Biz, uçak şirketlerinin ilan ettiği fiyata bilet aldık. Bilet aldığımız yer, uçak firmasının acentesi. Uçak firması bu adamları temsilci olarak kabul etmişse, sorumluluğu da kabul etmeli ve bizim ödememizi de kabul etmelidir.’ diyor.
İsmail Halıcı yerden göğe kadar haklı değil mi?
Bir firma birilerine temsilcilik vermişse, temsilcilik verdiği kişinin her şeyinden sorumlu olmalıdır.
Geçmişte ben şahsen bir Türk sigorta temsilcisi ile iş yaptım. Kendi ailemin olduğu gibi, 150 Türk ailesinin de hayat sigortalarını yaptırdım. Hepimiz aidatlarımızı eksiksiz yatırdık. Ama o sırada temsilci şahısın bizden aldığı aidatları İstanbul merkeze ödemediğini öğrendim. Bunun üzerine sigorta şirketinin İstanbul’daki merkezine gittim ve duruma itiraz ettim. ‘Siz bu adamı temsilci olarak ilan ettiniz. Onun sorumluluğu da size aittir’ dedim ve haklı çıktım. Sigorta şirketi ödediğimiz paraları kârı ile birlikte geri ödedi. Benden sonra bu sigorta şirketine baş vuranlar da paralarını aldılar.
Değerli okurlarım, 42 yıllık gazetecilik yaşamımda, haksız oldukları zamanlarda bile, yurttaşlarımızı hiç eleştirmedim. ‘Uyum’ diyenlere, ‘Entegrasyon’ diyenlere de pek itibar etmedim. ‘Bırakın insanları istedikleri gibi yaşasınlar’ dedim.
Şimdi izin verirseniz yurttaşlarımız için birkaç eleştirel söz yazayım.
1- Sırf ucuz olduğu için bir ürüne hemen dalmayın.
2- AlfaFly uçağındaki olay gibi, haksızlıklar karşısında daha sakin olmaya çalışın ve patlamayın.
3- Hepimiz şahit oluyoruz. Kalabalık topluluklarda içimizden biri muhakkak liderlik postunu kapmaya çalışır ve olur olmaz laflarla ortalığı karıştırır. Bu gibi adamların, görevlilere karşı kullandığı en hafif kelime ‘şerefsizler’dir. Lütfen siz de bu gibi adamlara uymayın.
Evet değerli okurlarım, inanın bu gibi sahnelere çok sık rastlıyoruz. Son olarak yaptığım yolculuk sırasında bile, valizlerimizi kontuara yanaştırırken, elinde Business bileti olan bir yolcunun önce alınmasına kızan biri bağırmaya başladı ve hava şirketinin görevlilerine ‘şerefsizler’ yakıştırmasını yaptı.
İşte bizde hep bu tip donkişotlar vardır.
Üzülerek söyleyeyim ki, ‘skandal’ olarak yazdığımız ArkeFlay uçağındaki kargaşanın bir değil, birden fazla olduğunu duyduk. Hostesle tartışan yurttaştan başka, koltuk numarası yüzünden birbiri ile kavga eden yurttaşlarımız da olmuş. Ama bu sadece bir duyum olduğu için haberde kesin dille belirtemedik.
Yurttaşlarımıza yapılmakta olan haksızlıklar karşısında ‘ vur abalıya’ diyerek eleştiri yapıyoruz ama, bazı yurttaşlarımızın da, haksızlıklar karşısında kabalaşmamasını ve kükrememesini istemek de hakkımız olmalıdır.
Havacılık çok rizikolu bir sektördür. Uçak bozulur ve zincirleme rötar olur. Bu durumda hiçbir şirket birşey yapamaz. Bizim yurttaşın ise rötara tahammülü yoktur.
Bakın ben yaşadığım bir olayı anlatayım. Hem de isim vererek.
Corendon’un sahiplerinden Atilay Uslu ve Maxima’nın sahibi Murat Bilal, yıllar önce ‘Snowmen’ isimli bir şirket kurmuşlardı. Türkiye’ye kış turizmini başlatan bu iki ismin ilk uçuşunu izlemek için Schiphol Havalimanı’na gitmiştim. Herkes valizini vermişti. Ama bir haber geldi ve uçağın Rotterdam’a iniş yaptığı söylendi. Bunun için Rotterdam’a otobüs ile gidileceği ilan edildi. Tüm yolcular ve de refakatçilerden tek bir ses bile çıkmadı. Tüm yolcular kuzu gibi otobüse bindi ve Rotterdam’a gitti.
Böylesi bir olayın Türklerin başından geçmesini düşünmek bile istemeyiz.
Neler olurdu neler?
Tur operatörünün ne sahtekarlığı kalırdı ne de şerefsizliği.
İşte bu nedenle yurttaşların bazılarını sakin olmaya davet etmek hepimizin görevi olmalıdır.
Hakkımızı tabii ki yedirmemeliyiz.
Ama hak ararken de kırıcı ve suçlayıcı olmamalıyız.
Hepinize neşeli ve sağlıklı bir tatil dileğiyle !!!
Bu yazı toplam 315 defa okundu.