TÜRKİYE’DEÖZELLEŞTİRME SÜRECİ

Bu makale 30-11--0001 00:00 eklenmiş ve 1176 kez görüntülenmiştir.
Murat TAŞ

Özelleştirme, ekonomik sistem içinde yer alan devletin faaliyet alanının asgariye indirilmesi veya tamamen kaldırılması anlamına gelmekledir. Kamu sektörünün faaliyet alanını genişleten “millileştirme” kavramının tam tersidir bir bakıma.

Özelleştirme açısından Türkiye göz önüne alındıðında, bu kavramın Türkiye gündemine ilk kez,24 Ocak 1980’de ekonomik literatürde yerini alan ve yapısal dönüşümleri içeren, Süleyman Demirel başbakanlıðında, Turgut Özal’ın hazırlamış olduðu program ile girmiştir. 24 Ocak Kararları sadece tekil somut politikalar olmamakla birlikte, aynı zamanda Türkiye burjuvazisinin yıllardır sürdürmüş olduðu bir yönelişten kopma konusundaki kararlılıðının da bir göstergesiydi. 24 Ocak Kararları ile Türkiye burjuvazisinin içine girmiş olduðu yeni-liberalizm yolu, aynı zamanda proletaryanın gücünün toplumsal altyapısını ortadan kaldırmayı öngörüyordu. Bu yönden bakıldıðında 24 Ocak Kararları bir sınıf politikasıdır. 12 Eylül işçi sınıfına siyasi alanda bir saldırı iken, 24 Ocak Kararları da aynı saldırının sosyo-ekonomik alanda ortaya çıkan başka bir biçimidir. Bu kriterlerin uygulanması demokratik koşullarda uygulanma imkânı bulamamış ve olaðanüstü-askeri bir rejime ihtiyaç duyularak hayata geçirilmiştir.

7 Ocak 1991günü Milliyet Gazetesi’ndeki demecinde Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Kenan Evren şöyle diyordu:“Eðer 24 Ocak Kararları denen kararların arkasından12 Eylül Dönemi gelmemiş olsaydı, o tedbirlerin fiyasko ile sonuçlanacaðından hiç şüphem yoktu. Böyle sıkı bir askeri rejim sayesinde o tedbirler meyvesini vermiştir.”

Bu kararlar ile,

1960’lıyıllardan beri uygulanan ithalata yönelik sanayileşme politikasından vazgeçilmiş olunup, ihracata yönelik sanayileşme politikasına yönelinmiştir.

 Ekonomide serbestleşme ve liberalleşme doðrultusunda kararlar alınmış ve uygulamaya konularak Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) özelleştirilmeye başlanmıştır.

Fiyat kontrolleri kaldırılmış ve fiyatların piyasa mekanizması ile belirlenmesi ilkesi benimsenmiştir.

Döviz kurları ve faiz hadlerine yapılan müdahaleler yumuşatılmıştır. İthalat kademeli bir şekilde libere edilmiştir.

Yabancı sermayeye yönelik engeller aşamalı olarak kaldırılmıştır.

Bu programın hayata geçirilmesinin ardından, Türkiye ekonomisinde 1984-1989 yılları arasında bir genişleme dönemi yaşanmıştır. Fakat 1990 yılına gelindiðinde dış dünyada gelişen iki önemli gelişme Türkiye ekonomisini doðrudan etkilemiştir. Bu iki önemli olay ise,

1.     İran-Irak Savaşı’nın sona ermesi,

2.     1990Körfez Krizidir.

Bu iki önemli dış gelişme, Türkiye’nin iki önemli pazarı kaybetmesine neden olmuş ve bunun yanında dünya ekonomisinde de bir daralma yaşanmıştır. Bu gibi olayların meydana gelmesi ise Türkiye’nin ihracatı üzerinde olumsuz etki yaratmış ve ekonomik sistemdeki daralma ile 1994 Krizi kaçınılmaz olmuştur. Bu krizden sonra ise “5 Nisan Kararları” adı altında bir dizi ekonomik önlemler alınmıştır. Bu kararlar ile,

 Reel sektör canlandırılmaya çalışıldı.

Dövizde devalüasyon yapıldı.

İhracatın artırılıp, ithalatın azaltılmasına yönelik önlemler alındı.

Ücretler donduruldu.

KİT ürünlerinin kâra geçebilmeleri amacıyla, KİT ürünlerine zam yapıldı.

Özellikle zarar eden KİT’lerin acilen özelleştirilmeleri amaçlandı.

Tarım sübvansiyonları kaldırıldı.

Kamuya yeni personel alımları durduruldu.

Bu kararlar ile de Türkiye ekonomisinde 1995’te başlayan hızlı büyüme eðilimi, 1998’inNisan ayına kadar devam etmiştir. Fakat hem ülke içindeki siyasi istikrarsızlık, hem de Güneydoðu Asya’da ve sonrasında Rusya’da meydana gelen ekonomik kriz ilesona ermiştir.

Bu gelişmelerin ardından 1999 yılının sonlarına doðru ekonomik yapı son derece karamsar bir hale bürünmüştür. Ekonomide meydana gelen bu kötü gidişatı önlemek için Uluslararası Para Fonu (IMF) ile anlaşılmış ve 1999 Aralık ayında da2000-2002 yıllarını içeren üç yıllık orta vadeli stand-by anlaşması imzalanmıştır. Bu çerçevede “Enflasyonu Düşürme Programı” uygulanmıştır. Fakat program 2000 Kasım ve 2001 Şubat aylarında yaşanan krizler dolayısıyla kesintiye uðramış ve “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” uygulamaya konulmuştur. Bu program, kamu maliyesi, gelirler politikası, özelleştirme, para politikası ve yasal düzenlemeler çerçevesinde bir takım tedbirler içermekte olup, 2003 ve sonraki yıllarda da uygulanmaya devam etmiştir.

Kasım2002’deki genel seçimlerde tek başına iktidar olan Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP) “Acil Eylem Planı”nı uygulamaya koyacaðını ifade etmiştir. Acil Eylem Planı ise kamu maliyesi, gelirler politikası, özelleştirme, bankacılık, para politikası, reel sektör, altyapı yatırımları ve eðitim alanlarını kapsamaktadır. Bu program ile geçmişte yapılan özelleştirme çalışmaları göz önüne alındıðında AKP en çok özelleştirme yapan hükümet olmuştur.

Günümüz ekonomik sistemlerinde ayakta durabilmek için yapılması gereken ne ise o yapılmalı ve her oyun kuralına göre oynanmalıdır. Aksi takdirde küresel dünya üzerinde hayata tutunmak zor hatta imkânsız olacaktır.

A. Smith’e göre: “Hükümdar ve tacirden daha çok birbirine benzemez, baðdaşmaz hiçbir karakter yoktur.” Bu cümle bizlere, insanların kendi zenginliklerini harcarken gösterdikleri dikkatin aksine başkalarının zenginliklerini çok daha hoyratça harcadıklarını göstermektedir. Bu durumda kamu idaresi ihmalci ve israfçı olmaktadır. Buradan da anlaşılacaðı üzere A.Smith kamu mallarının daha etkin kullanılabilmesi için KİT’lerin özelleştirilmesini tavsiye etmektedir.

 Evet, günümüz ekonomik sistemlerinde özelleştirme gereklidir. Fakat bahsetmiş olduðumuz gibi her oyun kuralına göre oynanarak doðru bir şekilde özelleştirmeler yapılmalı ve programın gerektirdiði gibi uygulanmalıdır.

ETİKETLER :
YORUMCULARIN DİKKATİNE
İmlası bozuk, büyük harfle yazılan, hakaret niteliği taşıyan, argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren yorumlar kesinlikle yayınlanmayacaktır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Diğer yazıları...
Yazılım
Uyumlu Web Tarayıcıları