OYUN İÇİNDE OYUN KERKÜK

Bu makale 30-11--0001 00:00 eklenmiş ve 1545 kez görüntülenmiştir.
TÜRK DÜNYASI YAZARLARLARI

Ortadoðu\'nun önemli bir noktasında yer alan Kerkük, tarih boyunca birçok milletin elde etmek
istediði ve uðruna can verdiði bölgenin ana merkezi olmuştur. Türkler, 9.yüzyıldan itibaren
Abbasi hükümdarının isteði doðrultusunda ordunun eðitimi ve geliştirmesi için bölgeye davet
edilirler. Bölgeyi yurt edinen Türkler, bu topraklarda altı tane devlet kurarlar. Kerkük\'ün son
sahibi Osmanlı Türkleridir. 1871\'de Kerkük topraklarında zengin petrol yatakları olduðu
anlaşılınca emperyalist devletler aç kurtlar gibi saldırırlar. Entrika, hile ve oyunlarla kader
birliði yapmış yöre insanlarını birbirlerine düşürürler. Nihayet 8 Kasım 1918\'de Musul vilayeti
İngilizler tarafından işgal edilir. Ama Anadolu Türklüðü bu toprakları Misak-ı Milli ile Türk
vatanının ayrılmaz bir parçası olarak görmeye devam eder. Irak Türklerinin İngilizlere karşı
verdiði milli mücadele desteklenir. O günün zor şartlarında bu Türk topraklarını kurtarmak
mümkün olamaz. Ulu önder Atatürk şu sözüyle Türk çocuklarına milli bir görev
yükler: “Türkiye\'nin güney sınırı İskenderun\'dan başlar, doðuya doðru uzanır, Musul, Kerkük
ve Süleymaniye\'yi içine alarak İran hududuna dayanır.” İşte bu sebepledir ki, vatansever her
Türk\'ün gönlünde bu ata vasiyetini yerine getirmek düşüncesi yatar.
1918 Kasım\'ında zorla anavatandan koparılan Irak Türklüðünün başına bu tarihten sonra
gelmedik şey kalmaz. İngilizlerin başlattıðı zulüm ve baskı, Krallık döneminde daha da artar.
1958\'de başlayan diktatörler döneminde ve özellikle de Saddamlı yıllarda dayanılmaz hal alır.
Toplu katliamlar, sürgünler ve faili meçhul cinayetler sonucunda on binlerce Türk hayatını
kaybeder. Irak-İran savaşında zorla cepheye sürülen Türkmenler, binlerce can yitirirler. Bu da
yetmezmiş gibi toprakları ellerinden alınıp Araplara verilirken karşı çıkan Türkler, mecburi
göçe tabi tutulur.
2003 yılı Irak Türklüðü için daha büyük bir felaketi beraberinde getirir. Saddam\'ın
devrilmesiyle Irak Türkleri daha tehlikeli düşmanlar karşısında adeta sahipsiz ve korumasız
kalırlar. Daha devletleri kurulmadan önce bölgede kullanabilecekleri işbirlikçi arayan
Yahudiler, 1931 yılında aradıkları topluluðun Kürt aşiretleri olduðunu fark edeceklerdir. 1960\'lı
yıllarda Mossad ajanları tarafından eðitilen Irak\'taki Kürt aşiretleri, ülkelerine ihanet etmekte
tereddüt etmezler. Onları önce Ruslar ve İsrailliler, daha sonra da İran ve Amerikalılar
kullanırlar. Zaman zaman da Irak yönetiminden aldıkları rüşvetlerin etkisiyle birbirlerine ihanet
ederdi. 1946 ve 1975\'te efendileri olan Ruslar ve Amerikalılar tarafından yüzüstü
bırakılmalarından asla ders almazlar. Her zaman bir gücün emrine girmeye hazırlardır.
Baðdat\'ın 60 km. kuzeyinden itibaren Türkiye sınırına doðru uzanan bölgeyi arz-ı mev\'udun
parçası olarak gören İbrani emperyalizmi, pençelerinde tuttukları Amerika ve İngiltere\'yi de
peşine takarak Irak\'ın işgali için harekete geçerler. Daha önce İsrail\'e göç ettirilen ve Kürt
kabileleri arasında yaşadıkları için Kürtçe bilen İbrani asıllı Yahudiler, sahneye çıkarılırlar.
Özellikle Kürtler arasında yaşayan Sabetayist unsurlar, işgal sonrası oluşturulan Irak
yönetiminin kilit noktalarına getirilirler. Irak dışişleri bakanı Hoşyar Zebari bunun tipik bir
örneðidir. İsrail, devlet vaadiyle peşine taktıðı Kürt aşiretlerine, Yahudilerin yalancı cennetini
de içinde bulundurduðuna inanılan arz- mev\'udun bu deðerli topraklarını bırakmak niyetinde
deðildir. Bu planın sadece bir parçasıdır. Irak Türklüðünü yok sayıp bu bölgeye hâkim olduktan

sonra sıra Fırat\'ın kaynaðına kadar uzanan toprakları Türkiye\'den koparmaya gelecektir.
Şimdiden hayali Kürdistan haritaları bunun için yapılıyor.
Bir süre önce yayınlanan çok kıymetli bir eser bu tehlikelere dikkat çekiyor ve bölgede oynanan
oyunları belgeleriyle gözler önüne seriyor. Deðerli araştırmacı Ali Kerküklü tarafından kaleme
alınan Kum Saati yayınları arasında çıkan kitap, “ Oyun İçinde Oyun Kerkük” adını taşıyor.
Kitap iki ana bölümden oluşuyor. Birinci bölümde Irak coðrafyasındaki Türk varlıðı, Türk
yerleşim alanları, Türk nüfusu, Irak Türklüðü üzerine oynanan oyunlar, seçimlerde yapılan
hileler ve entrikalar belgeler ışıðında anlatılmaktadır. İkinci bölümde ise bu topraklarda yaşayan
Kürt aşiretlerinin emperyal güçler tarafından tarih boyunca nasıl kullanıldıkları, örnekleriyle
gayet ayrıntılı bir biçimde ele alınmaktadır. Türk basınında ilk defa bu eserde, İsrail\'in 1960\'lı
yıllarda başlayarak günümüze kadar Barzani ve Talabani\'ye baðlı Kürt aşiretlerini eðittiðine ve
ülkelerine ihanete sevk ettiðine ilişkin belge ve fotoðraflara yer verilmiştir.
Mossad başkanı olmak yolunun 50 yıldır Irak\'ın Kuzeyinden geçtiðini öðrenmek, Molla
Mustafa Barzani\'nin İsrail ziyaretinde tercümana ihtiyaç duymadan İbranice ile derdini
anlatabildiðini duymak ve İsrail\'e ayak basar basmaz yakını olan Irak\'tan göç eden Kürt
Yahudilerini sorduðunu bilmek, insanı hayrete sevk ediyor. Bu arada Müslüman ismi taşıyan ve
Kürt diye adlandırılan on binlerce insanın İbrani kökenli ve Musevi olduðunu öðreniyorsunuz.
Karşınıza Kürt devleti kurmak perdesinin arkasında kutsal topraklara sahip olmak amacını
taşıyan bir İsrail planı çıkıyor. Gerçekten de kitabı okudukça oyun içinde oyun olduðunu
görüyorsunuz.
İsterseniz şimdi kitap içinde kısa bir gezintiye çıkalım. Kerkük\'ün tarihini bilmek isteyen her
Türk\'ün gözlerini bu kitabın satırlarında gezdirmesi gerekiyor. Kitapta Kerkük ‘ün tartışmaya
yer bırakmayacak şekilde tarihten bu yana bir Türk şehri olduðu, İngilizlerin yazdıðı raporlara
dayandırılarak belgelendiriyor. İşte bunlardan birkaç örnek: İngiliz istihbaratının ünlü kadın
casusu Gertrude Bell, Irak\'ın sınırlarını cetvelle çizen kişidir. Gertrude Bell, mektuplarında ve
raporlarında Kerkük\'ün Türkmen şehri olduðunu açık bir şekilde yazmaktadır.
Kitabın ansiklopedik referans olarak kullandıðı Cambridge Üniversitesi yayını olan “ Dünyanın
Yöresel Mimarisi Ansiklopedisi ” adlı eserin Kerkük bölümünde, Kerkük\'te Türkmenlerin
çoðunluða sahip bulundukları ve Irak\'ta Türkmen nüfusunun 2.5 milyonun altında olmadıðı
yazılmaktadır.
1957 nüfus sayımının sonucunu Molla Mustafa Barzani neden reddetmiştir? Kerkük iddia
ettikleri gibi Kürt şehri olsaydı nüfus sayımını reddederler miydi? Yine bu sayıma katılmaları
için Kerkük şehri üzerine atılan broşürler neden Türkçe harflerle ve Türkçe hazırlanmıştı?
Çünkü 1957 yılında Kerkük\'te yaşayan halk, ezici çoðunlukla Türkmenlerden oluşuyordu.
Kitapta 14 Temmuz 1959 katliamına ilişkin verilen bilgiler, insanı dehşete düşürüyor. Şu anda
Irak Cumhurbaşkanı olan Talabani\'nin bu katliamda yer alması ve ellerini Türkmen kanına
bulamış olması nasıl açıklanabilir? “Celal Talabani 14 Temmuz 1959\'da katliam sırasında
elinde silah Kerkük sokaklarında dolaşırken ve ordu karargâhından çıkarken görülmüştür.
Acaba ne işi vardı kışlada? Talabani eðer isterse kendini gören şahsın ismini açıklayabilir. Bu
şahıs İstanbul Pendik\'te oturmaktadır.” Bizim yeni öðrendiðimiz ayrıntı ise Celal Talabani\'nin
Baðdat Üniversitesi Hukuk Fakültesinde öðrenci iken Türkler aleyhine faaliyetlerinden dolayı
bir Türkmen gencinden yediði yumruktur. Dünya siyaset tarihinde bir kişi hariç hiçbir
lidere “siyasi fahişe” denilmemiştir. O da Celal Talabani\'dir.
“ İhanete Giden Yol İsrail\'den Geçer” başlıðını taşıyan bölümde Kürt-İsrail işbirliðinin dünü ve
bugünü anlatılıyor. Özellikle Barzani ailesinin batılı devletlere yaptıðı uşaklık ve kendi
milletine ihaneti içeren bölümler okunmaya deðer. Yazarın Molla Mustafa Barzani hakkındaki
şu sözleri çok anlamlı: “ İran şahı ile Stalin\'den emir almak şerefine nail olmuş, İsrailli
kardeşleriyle diz dize oturmuş, Mossad\'ın her isteðini emir telakki etmiş, CIA\'nın maaş
bordrosunda boy göstermiş, devletine ihanet ederek isyana kalkışmış, kendisi ihanete uðrayınca

boynunu büküp efendisinin dizinin dibinde hayata gözlerini yummuştur. Bu kadar sadık bir
hizmetkâr, dünyanın hiçbir yerinde asla bulunamaz. Bu sebeple Molla Mustafa Barzani\'nin
adının altın harflerle Guinness Rekorlar kitabına yazılmasını öneriyorum .”
“Geçmişte olduðu gibi bugün de Irak\'ın yapılanmasında rol oynayan Amerika ve dış güçler özel
olarak Türkmenleri politik çerçevenin dışında tutmak ve haklarından bile mahrum bırakmak
gayesini güdüyorlar. Aynı amacı işgalcilerin işbirlikçileri Kürtler de benimsemiş görünüyorlar.
Kürtler, Türkmenleri Irak\'ın siyasi sahnesinden tamamen silmek istiyorlar. Türkmenlerin
yaşadıkları bölgeleri Kürtleştirmek ve ele geçirmek, Musul ve Kerkük petrollerine sahip olmak
gayreti içerisindeler. Türkmenlere karşı Saddam zulmünü aratmayacak muameleleri dünyanın
gözü önünde yapıyorlar. Yıllardır dış güçlerle içli-dışlı olan Kürt grupları, riyakâr dünyanın
gözünde, mazlum toplum rolündeler. Dünün mazlumları(!) bugün zalim kesiliyor. İsrail
oðulları, emelleri uðruna Kürtleri ustaca kullanıyorlar.

Ali Kerküklü bölgede olup bitenleri ve gelecekte oluşacak gelişmeleri kitapta şöyle ifade
ediyor; “ Ariel Şaron\'un şu sözleri, Ortadoðu coðrafyasında yaşayan insanları bekleyen
tehlikenin ne denli büyük olduðuna işaret etmektedir:"Şunu açıkça söylememe izin
verin. ABD\'nin İsrail\'e baskı yapması diye bir şey söz konusu olamaz. Bundan kaygı
duymayın...ABD\'yi biz, yani Yahudiler yönetiyoruz ve Amerikalılar da bunu biliyorlar.Bugün
Irak\'ta oluk oluk akan kan, petrolden daha ucuz. Kerkük, Musul ve Erbil\'de sahnelenen oyun
açıkça ortada. Nitekim Irak\'ın Kuzeyinde gelişecek ayrılıkçı bir Kürt hareketinin, hele bir Kürt
devletinin bölge ülkelerini etkilemeyeceðini düşünmek mümkün deðil. Bölge ülkeleri, coðrafi
ve demografik yönden birbirine çok benzer özelliklere sahipler. Birinde gelişecek siyasi bir
oluşum, kaçınılmaz olarak diðerlerini de etkileyecektir. Bu nedenle Irak\'ın Kuzeyini baðımsız
bir Kürt devletine dönüştürmek isteyen tüm girişimlerin dolaylı olarak bölge ülkelerinin toprak
bütünlüðünü hedef alan bir tehdit olduðunu gözden kaçırmamak gerekir. Bölgede bir yangın
var, bu yangın komşu ülkeleri ilgilendirmez denilirse, herkes bilsin ki, bu yangın bölgeye
sıçrayacak ve uzandıðı her yeri alev alev tutuşturacaktır. Eðer zamanında gerekli önlemler
alınmazsa Kürt bayraðının Mahabad (İran), Kamışlı (Suriye) ve Diyarbakır\'da (Türkiye)
dalgalanmayacaðını kim garanti edebilir? Dış güçler zaten bu yangını körüklüyorlar. Bölge
ülkeleri, olup bitenleri çok iyi takip etmeli ve birbiriyle işbirliði içine girmelidir. Çünkü bu
yangın her geçen gün tüm Ortadoðu’yu kapsayacak derecede hızla ilerliyor.

Oktay ASLAN

ETİKETLER :
YORUMCULARIN DİKKATİNE
İmlası bozuk, büyük harfle yazılan, hakaret niteliği taşıyan, argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren yorumlar kesinlikle yayınlanmayacaktır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Diğer yazıları...
Yazılım
Uyumlu Web Tarayıcıları