DERTLİ KAZIM...

Bu makale 30-11--0001 00:00 eklenmiş ve 2867 kez görüntülenmiştir.
Halise TEKBAŞ

Gölovası Köyüne birkaç kez gitmiştim. Bundan dört yıl önce Dertli Kazım Hocamı tanımak içindi. Çünkü Türkiye tarihinde kendi mezarını yapan ilk kişi.

Küçük bahçeli ve şirin bir evde yalnız yaşıyordu. Bahçesinde muhteşem çiçekleri ve nergizleri bulunuyor ve çokta titiz biri Dertli Kazım Baba. Gülleri görünce birkaç hatıra fotoðraf çekildk. Beraberimde bir şair arkadaşımda vardı. Güller bakımlı ve sayıca fazlaydı. Bir ara neden bu kadar gül diktiðini sorduðumda, cevap vermemişti. Daha sonra sofaya oturduk. Adana valisi tarafından ziyarette getirilen şekerden ikram etti. Daha sonra Dertli Kazım:”Adana valisi yanıma gelir, saðolsun yollarımızı bile yaptırdılar diyerek gururla anlatıyordu.

Bize şiir okuyor, sevdiði Güllü’sünü anlatıyor. Çok konuşkan ve bir o kadarda sevimli Dertli Kazım Hocam. Yanından hiç ayrılmak istemiyordum. İlk tanışmamız olmasına raðmen yılların tanışmışlıðı varmış gibi. Hayat hikayesini anlattıkca ben büyük bir keyifle dinliyordum. Kelimeleri yumuşak ve tane tane idi. Köy halkı tarafından sevilen sayılan bir isimdi. Mevsim bahar toprak ana yuvasından uyanmış çiçekler boylarını uzatmış rengarenk doðaya gülümsüyordu.

Laleler, sümbüller, nergizler envaytur çiçekler.

Doðayla başbaşa kalmak, yaşamanın en kutsal en ulvi ve güzel yaşamıydı. Seksenine merdiven dayayan Dertli Kazım, saðlıðını buna borçluydu. Hayatında hiç doktor yüzü görmediðinide özellikle belirtiyor. İlk gidişim ve ilk tanışmamız. Hemen kaynaştık Dertli Kazımla. Kendi mezarını yaptıralı onbeş yıl olduðunu ve her zaman kendi kabrini ziyaret ettiðini gözleri buðulanarak anlatıyor. Yaşarken mezarını ziyaret eden ilk kişi. Saatlerin hızla ilerlemesi bizimde gitme vaktinin gelmiş olduðunun sinyallerini veriyordu. Yumurtalıða yakın olan Göl Ovası Köyü, doða harikası görülmeye deðerdi. Dönüş yapmadan ikinci ziyarete düşünmeye başlamıştım bile. İstemeye istemeye vedalaştık. Ellerinden ööperek. Dertli Kazım yanaklarımdan öptü. Bir tarihle vadalaşmak aðır geliyordu. Ya onu kaybedersem diye düşünmeşe başladım. Gördüðüm gibi hep kalsın istiyordum. Arabaya bindim, konuştukları ise kulaklarımda cınlıyordu. O gün orda bir hayatı yaşamıştık. Anılarımda kalacaktı. Nitekimde öyle oldu.

Antalya etkinliðinde Ozan Salih, bana Dertli Kazım’a vermek üzere yazdıðı şiiri verdi. Bunu mutlaka vermemi istedi. Çünkü kendisi gelemiyordu. Bende emaneti geldikten birkaç ay sonra arkadaşım Bekir Daðseverle bir gün tayin ettik.

Bekir’e Dertli Kazımı tanıyıp tanımadıðını sormuştum ‘o’da birkaç kez ziyaretine gittiðini söyledi. Müsait bir gün beraber gideriz demişti. İşlerimizin yoðunluðundan bir türlü Dertli Kazıma Baba’ya gidemiyorduk. Her karşılaşmamızda yahu Bekir hani Dertli Kazım baba’ya gidecektik” diyordum. Bekir’de ‘ Haydi o zaman yarın gidelim” demişti.

Emaneti geçiktirmem bir kaç ayı almıştı. Daha doðrusu verememekten korkuyordum. Çünkü Ozan Salih’e kesinlikle bunu ileteceðim demiştim.

Nihayet yollardayız.

Yine harika bir hava doða mis gibi kokuyordu. Çiçekler rengarenk açmış sanki bize gülümsüyordu. Tanıdık bir yüz olmuştuk onlara. Bekir’in arabasıyla Ceyhan’dan ver elini Yumurtalık Gölovası Köyü. Dertli Kazımın evini bildiðimiz için onu bulmak zor olmadı. Dertli baba bizi kapıda karşıladı. Dertli Kazım Baba’yı görmenin heyacanı içindeydim. Bizi kapıda karşıladı. Yine pijamaları üstündeydi. Kendisini odasına kapatmış sürekli şiir ve makale yazıyordu. Üretken bir kişiydi. Penceresinden baktıðımda nergizler mis gibi odaya doluyordu. Yüzlerce nergiz....

Hemen Ozan salih’in emanetini gönül rahatlıðıyla Dertli Kazım Baba’ya verdim. Sanki omuzlarımdan büyük bir yük kalkmıştı.. Gönlüm huzur ve rahatlamıştı. Verememenin korkusu vardı.

Dertli Kazım Baba bir kaç yıl önce gördüðüm gibiydi. Saðlıklı ve dimdik ayaktaydı. Buna çok sevinmiştim. Hemen boynuna sarılmak istedim, nedense yapamadım. Yada utandım. Bekir hemen söze gererek bu havaya daðıttı.

Başladık muhabbete; daha kendi çocukken babasının öldüðünü, annesinin Yumurtalık’tan biriyle evlenmesini, orada geçirdiði gençlik yıllarını ve kendinin beş altı tane şiir kitabının yayınlamasını.

Bu günlerde hakkında yazılan şiir, makale haber ne varsa bunları bir kitap haline getireceðinden ve Kazım Altın kaynak olan adını Dertli Kazım olarak nüfusta deðiştirmesini, bundan otuz yıl önce ölürsem cenazeme gelenler eziyet çekmesinler diye mezarını ölmeden yaptırmasını bir bir anlattı. Anlattıkca arada bir gözleri buðulanıyordu.

Ben merakını yenemeyip Dertli Kazım Baba’ya, Âşık olmana mı bu kadar aşk şiiri yazmana sebep oldu? diye sordum. Gelin bundan sonrasını Dertli Kazım Babadan dinleyelim:

”Ben on üç yaşındaydım halamın ortanca kızı Güllü ise on iki yaşındaydı. Hani gençler çocuklar birbirine sorarlar; kimi alacaksın bana sorduklarında Güllü’yü derdim. Güllü’ye sorduklarında ise Kazım derdi. Annemin Yumurtalıða gelmesiyle bizim Güllü’yle olan görüşmelerimiz kesildi. Şimdiki gibi dolmuş ya da arabamız yoktu.

Anam ben on yedi yaşıma gelince köyün imamının kızıyla söz kesip düðün hazırlıklarına başladı. Düðün günü yaklaşınca Dörtyol’a akrabalarımıza davetiye gönderdiler.

Güllü benim evleneceðimi duyunca:’bana edeceðin bumuydu Kazım’ der. Annesiyle babası düðüne geleceði gün Güllü bende sizinle düðüne geleceðim der. Anne baba karşı çıkar. Güllü kararlı, ‘ille de geleceðim’. Bakarlar Güllü sözden anlamıyor. Güllü’yü kapılarındaki dut aðacına baðlarlar. Onlar uzaklaşınca evdekiler çözer. Fakat döndüklerinde artık Güllü eski Güllü deðildir. Kara sevdaya tutulmuş olmuş bir divane. Hocalar, ziyaretlere, doktorlara götürürler. Güllü biraz iyileşir. Sonrada oradan biriyle evlendirilir.

Bu olayı ben çok sonra duydum. Bunu duyunca bende Güllü gibi aklım başımda yok, yer demi gök demi olduðumu bilmeden aylarca dolaştım durdum. Sonunda dayanamayıp hanımıma dedim ki, ‘ben artık gidiyorum, sende başının çaresine bak diyerek ceketimi alıp çıktım’.

On iki yıl İstanbul’da İİETTE’ şoförlüðü. Sonra baktım Güllü’yü yine unutamıyorum bu sefer ver elini Almanya on bir yılda orada kaldım. Tekrar yurda döndüðümde eski işim olan İİTTE şoförlüðüne devam ettim. Bir gün memleketten bir haber aldım annen hasta diye yedi yıl anneme baktım. Annemi kaybettim. Ondan birkaç yıl sonrada güllü hakkın rahmetine kavuştu şu an seksen beş yaşındayım. Güllü’nün aşkı hala benim yüreðimden çıkmaz”derken buðulanan gözleri birden yaşarıyor. Ben kendimi o kadar kaptırmışım ki sanki o yıllarda yanında ve anlatılanlarını görmüş gibiydim. Gerçek aşk bu olsa diye içimden geçiriyorum. Yaş seksenbeş ve hala Güllü’sü için yüreði çarpıyor. Aşkı için aðlıyor. Güllü’sünü anlatırken o anı yaşıyordu sanki. Güllü’sü için sanırım bu kadar gül dikmiştir. Her gülleri gördüðünde, Güllü’sünü belki görüyordur. Yine zaman su gibi akip gitmişti. Yine bir veda daha yaşanacaktı. İstemeye istemeye Bekir ve ben ayaða kalktık, ellerinden öperek vedalaştık. Bizi dış kapıya kadar uðurladı. Arkamızdan bize el sallayarak’Yine beklerim’ demişti.

ETİKETLER :
YORUMCULARIN DİKKATİNE
İmlası bozuk, büyük harfle yazılan, hakaret niteliği taşıyan, argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren yorumlar kesinlikle yayınlanmayacaktır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Diğer yazıları...
Yazılım
Uyumlu Web Tarayıcıları