DOSTLUK VE ARKADAŞLAIK ÜZERİNE

Bu makale 30-11--0001 00:00 eklenmiş ve 1340 kez görüntülenmiştir.
AdsIzbeg

               DOSTLUK VE ARKADAŞLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE

                DEÐERLENDİRMELER

                                                                                      Hasan ORHAN

                                                                                      -------------------

      Hiç düşündüðünüz oldumu ? dostluk nedir ? arkadaşlık nedir ? arkadaşlık dosluk denilince

ne anlıyoruz,ne kadar dostumuz var,ne kadar arkadaşımız var ?

     

      Hiç dost kazanmak için çabaladıðımız odlumu ? dostluðunu anlamı önemi nedir diye hiç

derinlemesine düşündüðümüz odlumu ?maddenin hakim olduðu,medeniyetin deðerini yitirdi-

ði maddenin manaya üstün geldiði günümüzde,saðlam temeller üzerinde güvenilir,inanılır gerçek dostlarımızı ve arkadaşlarımızı tanıyabiliyormuyuz,sosyal hayatımızda insani ilişkile-

rimizi geliştirebiliyormuyuz.

      Dostluðun anlam önemi sorulduðunda veya düşündüðümüzde aklımıza hemen,’paylaşmak

güvenmek,açık sözlü olmak,fedekarlık, süreklilik,gelir.Üzüntülü ve sevinçli günlerimizde

gözümüz acılarımızı kederlerimizi,sevinçlerimizi paylaşabileceðimiz bir dost bir arkadaş arar.

      Gerçek dostlukların hemen bitmediði,sürekli olduðu,hemen bitmediði ve uzun yıllar  hatta

ömür boyu sürdürülen bir güven ve itimat ilişkisi olduðu ifade edilir.

      Arkadaşlıðın içtimai hayatta araştırmasını yaptıðımızda,genelde şöyle tarif edilidiði de olur.’’ Çok eski tarihlerde insanlar savaşlarda,arkadan gelebilecek bir tehdit ve tehlikeye karşı

arka taraflarını saðlama alabilmek için bir kaya ‘’taş’’parçasına dayanırlarmış,işte bu arka-taş

zamanla telafuz deðişikliði ile ‘’arkadaş’’ olarak kullanılagelmiştir.

      İnsanoðlu sosyal hayat nizamında,yalnız yaşayamadıðından,her zaman bir arkadaşının olmasını istemiş,gereksinimi duymuştur.Bu nedenledir ki  arkadaşlık müessesi insanlar için

Bir manevi sıðınma yeri olmuştur.İnsanlar arasındaki arkadaşlık ilişkileri bölgelere göre,kültür ve inanç durumlarına farklılık arz eder.

     Konu dostluk ve arkadaşlık olunca fikrini aldıðım,konuyu aktardıðım bazı arkadaşlardan

gelen bazı deðerlendirmeleri de özet olarak siz deðerli okuyucumuzlara aktarıp paylaşmayı

faydalı olacaðına kanaat getirdim .Hatta dostluk ve arkadaşlıkla ilgili yaklaşımlarınızı ve deðerlendirmelerinizi varsa ata sözlerinizi e-posta adresime de göndermek suretiyle köşemizde diðer okuyucularımızla paylaşabiliriz. 

       Arkadaşlıðın tarihsel köküne baktıðımızda şöyle bir yaklaşım sergilenir. Savaşlarda insanlar arkadan gelebilecek herhangi bir tehdit ve tehlikeye karşı arkalarını saðlam bir kayaya veya daða dayarlarmış. İşte arkalarını dayadıkları bu taşa arka taş, diyorlarmış. Arkadaşlıkta buradan ortaya çıkmıştır. Yani güvenebileceðin, arkanı rahatlıkla dönebileceðin, gözün arkada kalmayacak saðlam bir duvardır.

İnsanlar sosyal bir varlık olarak yalnız yaşayamaz. Sürekli olarak etkileşim içinde olacak birilerine ihtiyaç duyar. İşte bu noktada arkadaşlık insanlık için büyük bir sıðınaktır. Arkadaşlık nedir sorusu her insanın sahip olduðu kültür, inanç ve yaşadıðı duygusal atmosfere göre farklılık arz eder.

İhanete uðrayan birisi için arkadaşlık, sadakattir. Sorunlarının aðırlıðı karşısında yalnız bırakılan için, paylaşımdır. Yanlışları gözardı edilerek sürekli pohpohlanan için, yellehçiliktir/yaðcılıktır. Sıkıntısının anlaşılmadıðına kanaat getiren için empati kurabilmektir.

 Aranmayan ve sorulmayan birisi için farkında olunmaktır. Bu tanımları çoðaltmamız mümkündür. Bunların hepsinde ortak nokta yanında olmasıdır. Yani arkadaş her zaman yanında olabilendir. Bununla ilgili çok güzel bir yaşam hikâyesi anlatılır;

Savaşın en kanlı günlerinden biri. Asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüðünü görür. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacaðı ateş yaðmuru altındaydılar. Asker teðmene koştu.

— Teðmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim? 

"Delirdin mi? der gibi baktı teðmen.

— Gitmeye deðer mi? Arkadaşın delik deşik olmuş. Büyük olasılıkla ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atma Asker ısrar etti. Teðmen:

— Peki... Git o zaman...

İnanılması güç bir mucize... Asker o korkunç ateş yaðmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı koşa koşa döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Teðmen, kanlar içindeki askeri muayene etti. Sonra onu sipere taşıyan askere döndü:

— Sana deðmez, hayatını tehlikeye atmana deðmez, demiştim. Bak haklı çıktım. Bu zaten ölmüş dedi teðmen. 

"Deðdi teðmenim" dedi asker.

-         Nasıl deðdi?" dedi teðmen.

-         Bu adam ölmüş görmüyor musun?

-         Gene de deðdi komutanım. Çünkü yanına ulaştıðımda henüz saðdı. Onun son sözlerini duymak dünyaya bedeldi benim için. Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı teðmene:

-         "Geleceðini biliyordum !" demişti arkadaşı... "Geleceðini biliyordum !"

İşte arkadaşlık ölümüne sevmek ve yanında olabilmektir. İnancını yanlış çıkartmamaktır. Bunun yanı sıra arkadaş şemsiye olmalıdır. Yani kötülüklere, olumsuzluklara karşı bizi koruyan ve zararlı alışkanlıkları engelleyen bir şemsiye olmalıdır. Arkadaş, kötü ve zararlı davranışlarda, alışkanlıklarda paylaşım demek deðildir. Şayet bizi pozitif düşüncelerden negatif duygulara sürüklüyorsa birisi o bizim arkadaşımız olamaz. Akrepleşmiş insanlar mutlaka zehirini akıtacaktır. O halde akrep arkadaşlardan kaçınmak gerekir. Akrep ve fare tipinde olan arkadaşlıklar, insanı kötülüðe doðru sinsice sürükleyen iki kötü yoldaştır. Çünkü akrep zehirlidir, fare de sinsidir. Nasıl ki fare bir yeri kemirirken orayı uyuşturarak, farkında olmamızı engelliyorsa, fare arkadaşta bizi kötülüðe farkında olmadan yavaş yavaş sürükler.

“İhanet ,arkadaşlık zincirini karartır, fakat vefa onu her zamankinden parlak yapar.”  (Kızılderili atasözü)

 ihanete kör, vefaya uyanık olmaktır. Hatırlamadıðınız ve hatırlanmadıðınız arkadaşlıklar sadece zaman ve şartlarla sınırlı günübirlik birlikteliklerden farksızdır. Çünkü o zaman vefa ölmüş, arkadaşlık bitmiştir. Arkadaş, sadece işimiz düştüðünde aradıðımız birisi olursa, pragmatist bir mantıðın sahibi olduðumuzu unutmayalım. Çünkü arkadaş sadece iş görücü deðildir. İş görendir ama sadece işimiz düştüðünde hatırladıðımız olmamalıdır. Vefa, duygularda sadakat ve sevgide devamlılıktır. İşte arkadaşlık, duygularda sadakat, sevgide içtenlik ve baðlılıkta daim olmaktır.

hatırlanmadıðınız arkadaşlıklar sadece zaman ve şartlarla sınırlı günübirlik birlikteliklerden farksızdır. Çünkü o zaman vefa ölmüş, arkadaşlık bitmiştir. Arkadaş, sadece işimiz düştüðünde aradıðımız birisi olursa, pragmatist bir mantıðın sahibi olduðumuzu unutmayalım. Çünkü arkadaş sadece iş görücü deðildir. İş görendir ama sadece işimiz düştüðünde hatırladıðımız olmamalıdır. Vefa, duygularda sadakat ve sevgide devamlılıktır. İşte arkadaşlık, duygularda sadakat, sevgide içtenlik ve baðlılıkta daim olmaktır.

Söz dostluk ve arkadaşlıktan açılmışken,bana e-posta ile iletilen bir öykü ve bir de özlü sözü de okuyucularımızla paylaşmak amacıyla alıntı olarak ekliyorum.kıssadan hisse olması

ümidiyle.

      Bilindiði gibi Emevi Hükümdarlıðı uzun yıllar sürmüştür.Emevi saltanatının yıklılmasının

Abbasi isyanlarının başarıya ulaşmasının en büyük etkeni emevilerin dostlarından uzaklaşması dostlarına deðer vermemeleri yıkılmalarında büyük rol oynamıştır.Eba Müslim-i

Horasani bu durumu şöyle ifade etmektedir.:

      Şerrinden emin oldukları için,

      Dostlarını kendilerinden uzak tuttular.

      Düşmanlarını kazanmak için

      Kendilerine yakın tuttular.

     

     Yakın tuttukları düşmanları dost olmadı

     Ancak uzak tuttukları dostları düşman oldu

     Herkes düşman safında toplanınca

     Yıkılmalı mukadder oldu.  ( Eba Müslim-i Horasani)

     Zamanın birinde bilge bir hoca varmış,yıllarca yanınca yetiştirdiði öðrencisininin yetişip

yetişmediðini bu arada seviyesini öðrenmek için ister. Öðrencisinin eline gizemli parlak ve

ışıklı saçan camdan bir cisim vererek, ‘’ oðlum’’ der. Bunu al memleketi gez dolaş,önüne

gelen esnafa göster.Kaç para ettiðini sor ondan sonra da kuyumculara göster.Hiç kimseye

satmadan,sadece ne dediklerini ve kaç para fiyat verdiklerini öðren gel bana söyle demiş

     Bunun üzerine öðrenci,elindeki nesneyle esnafları gezmeye önüne gelene fiyat sorar

ilk önce bir bakkal dükkanına girer ve ‘’ şu cisim kaç para eder.kaç para verirsiniz ‘diye sorar.

bakkal parlak bir boncuða benzettiði nesneyi eline alır evirir çevirir sonra: ‘’bunu bizim çocuk oynasın diye bir tek liraya alırım’’ der.daha sonra bir manifaturacıya gider.O da parlak bir taşa benzettiði nesneye ancak beş lira vermeye razı olur.Üçüncü olarak bir semerciye gider. Semerci nesneye şöyle bir bakar. ‘’ bu der ‘’ benim semerlere iyi bir süs olur bundan ‘’kaş’’ dediðimiz  süslerden yaparım sana bunun için on lira vereyim’’  der.

   

    En son olarak bir kuyumcuya gider.Kuyumcu öðrencinin elindekini görünce yerinden fırlar,

‘’ Bu kadar deðerli bir pırlantayı nereden buldun ? ‘’ diye hayretle sorar. Öðrenci sorar:’’siz ne veriyorsunuz ‘’ kuyumcu hemen  ‘’ ne istiyorsan veririm’’ öðrenci ‘’ hayır veremem’’diye

verdiði taşı almaya yeltenince,kuyumcu yalvarmaya başlar ‘’Ne olur bunu bana satın.Dükkanımı evimi hatta arsalarımı da vereyim üstüne’’ Öðrenci satmaya yetkili olmadıðını taşın emanet olduðunu ifade eder.Sadece fiyatının ne olduðunu öðrenmek için kendisine verildiðini anlatıncaya kadar bin dereden su getirip ter döker.Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan kafası karmakarış olur.Böyle karışık düşünceler içinde geri döner.Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak bir lira verip onu oyuncak görenler. Bir tarafta

Nesneyi mücavher diye tanımlayıp buna sahip olmak için her şeyini vermeye hazır olan hatta yalvaran kişiler..Bilge hocasının yanına dönen öðrenci,büyük bir şaşkınlık içinde başından geçenleri anlatır.

     Bile sorar: ‘’bana karşılaştıðın durumları izah edebilirmisin ?‘’ der.Öðrenci: ‘’efendim çok şaşkınım,ne diyeceðimi bilemiyorum’’ diyerek bir cevap verir.Bunun üzerine bilge hoca: ‘’Bir şeyin kıymetini ancak onun deðerini bilen anlar ve o şey deðerini bilenin yanında kıymetlidir.

     Her insanın hayatında varlıðını ve deðerini bilen,hisseden,fark eden kuyumcular mutlaka vardır.Bütün mesele o kuyumcuyu bulmaktır.İşte arkadaşlıkta,yaşamın her alanında  gerçek kuyumcuyu bulmak dileðiyle.

     Söz dostluktan söz arkadaşlıktan vefa dan açılmışken son bir öyküyü de degerli okurlarımızla paylaşalım.        

      Genç adam iyi bir terziymiş. Bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkânı varmış. Sabahlara kadar uðraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soðuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektrik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış... Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yine de evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibinin de sabrı taşınca, küçük bir bavula sıðan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini...
Mevsim kış, hava ayaz olsa da genç adamın köşedeki parktan başka gidecek yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soðuktan bitkin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Arka kapıyı açmaya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam,
"Yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim geçer" diye söylenmiş.
Zengin bir işadamı olduðu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan sonra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar,
"Zavallı adamcaðız kim bilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış.
Oysa terzinin düşlediði paltonun sıcaklıðı deðilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan üretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadıðını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediðini düşünüyormuş. Yaşlı işadam, terzinin yanına yaklaşıp,
"Ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun. İstersen paltomu sana verebilirim" deyince,
"Hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadıðını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduðunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi.
Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediði halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş.
"Soðuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun?" diye soran yaşlı adam,
"Ben terziyim" yanıtını alınca
"Benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi.
Bu karşılaşma, terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılıðında tek istediði kendi giysilerini bu genç adamın dikmesiymiş. Terzi yeniden bir işe hem de kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı işadamı da desteðini esirgemiyor, onu kendi çevresinden zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişler almasını saðlıyormuş. Küçük dükkân önce kocaman bir modaevine dönüşmüş, sonra da pek çok ünlü marka için üretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş.
Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş baðlantısı yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçaða yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çaðırılarak hastaneye kaldırılmasını saðlamış. Yeni işadamımız ise büyük işi kaçırmak istemediði için uçaða yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış, bir yandan da sadece bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş.
Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu sefer de utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkan kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama

     

koşmuş hemen nerede hata yaptıðını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacaðı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş.
Ve başlamış anlatmaya:
"Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulübede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Bir gün kulübesinde yangın çıkmış ve bu yangın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu, eşeðine binip yola koyulmuş.
aðaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiðini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduðunu görmüş. Bülbül ona
"Senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacaðım ki eşeðin çok güzel şarkı söylemeye başlayacak, sen de onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş.
gerçekten de eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu kasaba benim dolaşıp eşeðine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeði bütün ülkede ünlenmişler. Bir gün yine bir gösteriye yetişmek için koştururlarken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladıðında ise eşeði her zamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadece bir eşeðin çıkarabileceði sesleri çıkarmış.
Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış. İşte o zaman bülbül ölünce büyünün bozulduðunu anlamış. Ben de senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giysiler dikerken dostluk ipliðini koparmasaydın..."
Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek bir sözü yokmuş...
Dostluk iplerinizi koparmamanız dileðiyle
Her nerede olursanız olu saðlıkla kalınız
Dostsuz kalmamak dileklerimle.

ETİKETLER :
YORUMCULARIN DİKKATİNE
İmlası bozuk, büyük harfle yazılan, hakaret niteliği taşıyan, argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren yorumlar kesinlikle yayınlanmayacaktır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Diğer yazıları...
Yazılım
Uyumlu Web Tarayıcıları