MEA CULPA

Bu makale 30-11--0001 00:00 eklenmiş ve 1334 kez görüntülenmiştir.
Murat TAŞ

Yerde yarı baygın halde yatarken buldu kendisini ve kendine geldiðinde ruhunun bir uðultu içinde bedenini geride bırakıp gittiðini hissetti aniden. Bedeni karanlıklar arasına sıkıştırılmış olan alevler içinde hareketlenmeye başlamıştı. Alevlerin oluşturmuş olduðu yolun sonunda beliren kapının önünde bekleyen Zebaniler onu çaðırıyor ve bu zaferin kralının kim olduðunu adeta ona gösteriyordu. Kafasında buraya nasıl geldiði konusunda binlerce soru işaretleri beliriyordu ve hiçbirinin bir cevabı bulunamıyordu.
 
Zebanilerin kendisine acı veren kahkahları arasında bir kurtuluş yolu arıyordu ve bedenini sarsan bir el ona uzanıyor ve beynini kemiren katı, boðuk bir ses ona sesleniyordu:
 
“Je ne dors plus.”[1]
 
Tüm beynini sarsmaya devam eden bu ses durmak bilmiyordu:
 
“Je te desire.”[2]
 
Hiçbir şey hatırlayamıyordu. Geçmişi hafızasından silinmiş gibiydi. Kafasının içinde devinmekte olan düşünceler arasında kendisini bulmaya calıştı. Cama vurup daðılan her yaðmur damlası gibi daðılıp gitmişti hayatı. Yaşanılan olaylar gözlerinin önünden silinip tekrar görünen bir film karesi gibi gidip geldi:
 
“Mayn Nehri kıyısındaki Frankfurt’un Deutschherrn Köprüsü’ndeki o eşsiz manzara belirdi hafızasında. Suda yüzen ördekleri, nehrin kıyısında sabahları spor yapan insanları ve tekne turuna katılıp su üzerinden bir sevgiliye bakar gibi şehri izleyenleri anımsadı. Havaalanına iniş yaptıðı an duymuş olduðu “Wilkommen”[3] sözcüðü karşılıðında vermiş olduðu “Danke”[4] cevabı yüzünde anlık bir gülümsemeye sebep oldu. Gün doðumundan batımına deðin arşınlamış olduðu sokaklarda üzerine çöken yorgunluk sonucu hostele doðru yola koyuldu. Yataðına uzanıp da gözlerini yumduðunda narin yapılı hostel görevlisinin ince sesiyle “Guten abend”[5] dediðini anımsar oldu.”
 
Alevler yükselmeye devam ediyordu gözlerini açıp da kendine yeniden geldiðinde. Yine aynı yerdeydi. Etrafını tanımaya çalıştı ve her detayını en ince ayrıntısına kadar inceledi. Fakat gözüne tanıdık gelen herhangi bir şey yoktu. Yıllar süren bir uykudan uyanmış gibi yorgun duruyordu bedeni ve akli dengesini yitirdiðinden şüphelendi. Silinip giden bir hafızanın içerisinde kaybolmaya yüz tutuyordu benliði.
 
“Mio dio! Perfetto!”[6] Venedik şehrinin sular altında kalmış o tadına doyulmaz görüntüsüne kaptırdıðı an kendisini aklından geçen ilk şey bu olmuştu. Dünyada eşi benzeri bulunmayan bu şehrin tılsımına kapılıp hiç tanımadıðı insanlarla kendiliðinden diyalog kurma gereði duydu ve durmak bilmedi:
 
“Come va?”[7]
“Bene, grazie. E lei?”[8]
“Grazie.”
 
Büyüsüne kapıldıðı şehrin labirent misali karmaşık sokaklarında yolunu kaybedip geri bulmanın keyfini çıkarıyordu adeta. San Marco Meydanı güvercinleriyle, dolup taşan insan kalabalıðıyla, susmayan keman sesleriyle selam duruyordu önünde. Oturmuş olduðu sandalyesinde kadehindeki şarabı yudumlarken büyük bir keyifle “Salute!”[9] diyordu romantizmin doruklarında gezen gizemli şehre. Şehir ise ona göz kırpıyordu adeta ve bu davranışına bir karşılık olarak “Boun appetito!”[10] cevabını gönderiyordu sıcaklıðıyla kavuran güneş ışınlarının arasına hafif, serinletici bir rüzgar ekleyerek, tenine dokunup geçiyordu.
 
Başlangıçta,
Çokça nefret hakimken dünyaya
Sevgi, henüz tohumlarını ekememişken
Kıtlık bedenleri sarsıp açlık beyinlere nüfuz ederken
Savaşlar bitmek bilmezken
Mantıðı maðlup ederken heyecan
Milyonlarca yıl önce
Esaret tenine dokundu
Özgürlük kuytu bir köşeye hapsoldu

 
Yine o ses duyulmaya başlandıðında yerde iki büklüm halde kıvranıyordu ve başını ellerinin arasına alıp bu ses dalgalarının beynindeki işitme merkezine gitmesine engel olmaya çalıştı. Fakat bu çabası yetersiz kaldı ve beyninde bu ses dalgalanmaları yankılanmaya başladı:
 
“Prends moi. Je suis a toi.”[11]
 
Basamaklarını tırmanmış olduðu bu yolun zirvesinde çıldırma noktasına ulaşmak üzereydi. Sahip olduðu bu benliðin kendisi olup olmadıðına bir türlü karar veremiyor ve “Neredeyim ben? Ben kimim?” sorusunu her defasında içinde kaybolmuş olduðu benliðine soruyordu. Yanıtsız kalan her soru gibi bunlar da soru işaretlerinin belirsizliði altında kaybolup gidiyordu.
 
Duymuş olduðu bu sesin kendi iç dünyasından geldiðini farketti ve yıllar boyu kendisini sevme konusunda başarısız olduðu sonucuna vardı. Kendi iç dünyası onu çaðırıyordu ve bu sese kulak verip kendisinden özür diledi. O andan itibaren benliðine nüfuz eden o ses sustu, bedenini çevreleyen ateş söndü ve cehennem kapısında kanını emmek için bekleyen Zebaniler kayboldu. Artık bu zaferin kralı kendisiydi. Hayatında bir şeyleri deðiştirmek istediðinde bakması gereken tek yerin kendi iç dünyasi olduðunu anladı ve mutluluða göz kırparak sadece iki kelime sarfetti:
 
“Mea culpa”[12] 
 
[1] Fransızca: Artık uyuyamıyorum.
[2] Fransızca: Seni istiyorum.
[3] Almanca: Hoş geldiniz.
[4] Almanca: Teşekkür ederim.
[5] Almanca: İyi geceler.
[6] İtalyanca: Tanrım! Mükemmel!
[7] İtalyanca: Nasıl gidiyor?
[8] İtalyanca: İyi, teşekkür ederim. Ya sen?
[9] İtalyanca: Şerefe!
[10] İtalyanca: Afiyet olsun!
[11] Fransızca: Al beni. Ben seninim.
[12] Latince: Benim hatam.

ETİKETLER :
YORUMCULARIN DİKKATİNE
İmlası bozuk, büyük harfle yazılan, hakaret niteliği taşıyan, argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren yorumlar kesinlikle yayınlanmayacaktır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Diğer yazıları...
Yazılım
Uyumlu Web Tarayıcıları