ALGI MESELESİ

Bu makale 30-11--0001 00:00 eklenmiş ve 1211 kez görüntülenmiştir.
Murat TAŞ

Sahip olunan bilgi ve tecrübelerin yorumlama süreci olan “algılama” günümüz Türkiye’sinde bile henüz gerçek manasıyla kavranamamış bir olgudur. Bu durum sonucunda başımızı saða sola çevirdiðimiz anda hayatın her anında karşımıza çıkan olay algılama dışında kalan “algılayamama” durumunu yansıtan kesitlerden ibarettir.
 
Bu durumu en bariz şekilde yansıtan kesim ise futbol camiası olmaktadır. Türkiye’de futbol incelendiðinde geçmişten günümüze süregelen bir istikrarsızlık durumu göze çarpmaktadır. Yıllar boyu ligi hegemonyası altına almış olan “Üç Büyükler” (Galatasaray, Beşiktaş, Fenerbahçe) aynı şehrin farklı bölgelerinde (Mecidiyeköy, Dolmabahçe, Kadıköy) adeta birbirinden baðımsız “Üç Büyük Hükümdarlık” kurmuş ve “rekabet” diye bilinen bu terimi büyük bir pastayı üç parçaya ayırıp kendi aralarında paylaşıp adil olmayan bir “bölüşüm” yapmışlardır. Bu hegemeonyaya 1975-1976 sezonunda ilk kez bir Anadolu takımı olan Trabzonspor son vermiştir. Trabzon Spor Kulübü’nden sonra ise 2009-2010 sezonunda ikinci kez, bir Anadolu takımı olan Bursaspor bu hegemonyaya son vererek ünvanı ele geçirmiştir.
 
Yaşanan istikrarsızlıðın çeşitli sebepleri olmakla birlikte; bu nedenlerin en önemlisi ise bu kulüpleri yönetenlerin olaya bakış açılarını yansıtan algı meselesidir. Bu algı meselesine bir örnek verecek olursak eðer: Mart 2002 seçimlerinde Galatasaray Spor Kulübü’nün başkanlıðına seçilmiş olan merhum Özhan Canaydın göreve başlar başlamaz spor gazetelerinden biri aracılıðıyla Galatasaray taraftarının isteklerini ve fikirlerini öðrenmek ister. Yapılmış olan bu çalışma sonucunda bir çok taraftarın gönlünde Fatih Terim ismi yatmaktadır. O dönemde ise takımın başında takımı şampiyonluða ulaştırmış olan Rumen çalıştırıcı Mircea Lucescu vardır. Özhan Canaydın bulunduðu mevkinin heyecanıyla olsa gerek taraftarının isteðine cevap verir ve başarılı olmuş bir takımın teknik direktörü ile yollarını ayırır ve takımın başına taraftarın da istediði gibi Fatih Terim’i getirir. Bu süre zarfında Fatih Terim iki yıl görev yapar ve bu iki yıl Galatasaray Spor Kulübü açısından hüsranla sonuçlanır ve Fatih Terim ile yollar ayrılır. Onun yerine takımın başına Gheorghe Hagi getirilir. Sonrasında Eric Gerets, Karl Heinz Feldkamp, Cevat Güler, Frank Rijkaard ve yine Gheorhe Hagi, en son olarak ise Bülent Ünder. Bu tablo bize göstermektedir ki 9 yılda 9 kez teknik direktör deðiştirilmiştir.
 
Oysa ki başarının sırrı takımı her yıl şampiyon yapmakta yatmamaktadır. Bu duruma en iyi örnek ise İngiltere Premier Ligi takımlarından Manchester United’ın başında 24 yıldır bulunan İskoç teknik adam Sir Alexander Chapman Ferguson’dur.
 
Ülkemizde ise olaylar farklı şekillerde gelişmekte ve başarının sırrı takımı amacına ulaştıramamış olan teknik direktör deðişikliðinde ve her yıl takıma çokça yeni oyuncuların eklenmesinde aranmaktadır. Bu şekilde gelişen olaylar sonucunda ise her yıl deðişikliðe uðramak zorunda kalan takım yeni teknik direktör ve oyuncularıyla birlikte bir “istikrarsızlık abidesi” konumuna sürüklenmektedir.
 
Başarının sırrını istikrar saðlamak adına adımlar atmayıp istikrarsızlık üzerine giderek arayan bir zihniyet ile başarı nasıl olurdu da bu kapıdan içeri girerdi?
 
Her yıl şampiyon olmak isteyen ve başarının ölçütünü sadece şampiyonlukla taçlandırabilen bu algılama, bu Üç Büyük Kulübü bir çember içine hapsetmiş bulunmaktadır. Bu çember içine hapsolmuş olan bu zihniyet kendisi dışında kalanları görmeyip dışlamakta ve bencilliði ön plana çıkarıp kapitalist bir sistemin çarklarının dönmesine yardımcı olmaktadır. Bu olay zincirleme bir şekilde küçük bir azınlıktan çıkıp büyük bir kitleyi etkilemekte ve bunun sonucunda ise yönetenlerin yapmış olduklarına paralel olarak taraftar grupları da bu çarkların her bir noktasında yer almaktadırlar. Bu etkileşim ile birlikte toplumun büyük bir kısmı içinde bölünmeler meydana gelmekte ve dar bir çerçeveye sahip bireyler oluşmaktadır. Dünyaya yalnızca dar bir çerçeveden bakabilen bu bireyler saðlıklı düşünememekte ve şiddet eðilimi aðır basan yanlarını gözlerini kırpmadan gözler önüne sermektedirler.
 
Bireysellikten toplumsalı etkileyen bu oluşum sonucunda “toplumsal bireycilik olgusu” meydana gelmekte ve amacı insanları biraraya getirip dosluk ve barışı saðlamak olan spor, amacı dışında anlamlar kazanmaktadır. Amacı dışına taşan bu anlam içinde kapitalist sistemin çarklarını döndürenler servetlerine zenginlik katmaktayken; bu sistemin çarkları arasında dönüp un ufak olanlar ise fakirliklerine yeni bir sefalet eklemektedirler. Oysa ki algısı güçlü olup her şeyin farkına varabilen bir kitle ile bütün engeller aşılabilir ve “farkındalık yaratan bir oluşum” ile gerçek amacı dostluk ve barış olan spor bu anlamı yenien kazanabilir.

ETİKETLER :
YORUMCULARIN DİKKATİNE
İmlası bozuk, büyük harfle yazılan, hakaret niteliği taşıyan, argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren yorumlar kesinlikle yayınlanmayacaktır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Diğer yazıları...
Yazılım
Uyumlu Web Tarayıcıları