KIYAMET

Bu makale 30-11--0001 00:00 eklenmiş ve 1274 kez görüntülenmiştir.
Murat TAŞ

Kafasını kaldırıp gökyüzüne baktıðı anda yüzünde beliren ifadeyi gözlerinin önünde canlandırabiliyordu. Düşüncelerini kısıtlayan hisler karmaşası arasından sıyrılmanın bir yolunu bulmaya çalışırken boşluðun gittikçe büyüyor olduðunu fark etti. Dünyadan uzaklaşan evreni takip eden yıldızlar "Hoşça kalın!" derken; karanlıða gömülen atmosferin "Merhaba!" diyen sesi inletiyordu yerleri ve gökleri.
 
Kıyamet çok yakındı.
 
Hüzünle karmaşık tatlı bir gülümseme kapladı çehresini ve o an akli dengesini kaybediyor olmaktan endişelendi. Öznesi yalan bir cümlenin şahsiyetinde, karanlıðın puslu vadisinde korkuyla neticelenen hain bir saldırının izleri arasına karışmaya başlamıştı hisleri ve yaşam ile ölüm arasında büyük bir mücadeleye sahne olması beklenen savaş çoktan başlamıştı. Tehlikenin oluşturmuş olduðu derin yaraların muamelesinde işkenceyle kanayan gözlerinde kaybolmaya başladı gülüşleri. İlgili ya da ilgisiz, zor bir hayat rüzgârlarını estirmeye devam etti ve geride noktası konulmayan yarım cümleler bıraktı gitti.     
 
İçerisinde bir tehdit unsuru barındırıyordu hayat. Kafasında cevabı bir türlü verilemeyen, sürekli düşüncelerini meşgul eden bir soru işareti ve sonucunda bir ışık misali “olmak ya da olmamak” durumu yanıp sönmeye başlıyordu.  Hayatta kalmak bir mucizeydi artık. Konumlar deðişim evresini çoktan tamamlamıştı ve hayata hükmeden insan deðildi artık, aksine insana hükmeden hayattı. Doða devreye girip ani bir deðişim ile potansiyel gücünü hissettirmeye başlamıştı dünyanın farklı noktalarında. Mevsimler yönünü şaşırmış, Tanrılar ise çoktan çıldırmıştı. Yer ve gök arasında ayrılıklara neden olan mesafeler gün geçtikçe akıl almaz bir boyuta ulaşıyordu ve sonucunda ısısı azalan yıldızlar dünyayı kendi kaderine mahkûm edip karanlıklar ile baş başa bırakıyorlardı.
 
Çeşitli varsayımlar etrafında toplanmaya çalışılıyordu ortaya atılan farklı görüşler. Kaosa sürüklenen toplumda insanlar hep susuyordu. Susmuş olan bu insanlar yerine silahlar konuşur hale gelmişti ve göletlerde su yerine kan akıyordu.
 
Kıyamet, kendisine uzak olan cennet kadar çok yakındı. Zıtlıkların savaşımı içerisinde kuşanmış olduðu kılıcını kullanmanın vakti gelmiş olsa da kendisine verilmiş olan kısıtlı zaman yenilginin kapılarını sonuna kadar açmıştı. Ve sonunda kaybetmişti. Tanrı tarafından verilmiş olan cezayı seve seve çekmeye hazırdı ve cehenneme, bu diyarlara bir daha geri dönmemek üzere sürgün edilmişti. Hiç durmadı ve bir an bile olsa arkasına dönüp de bakmadı. Yollar onu bekliyordu ve alabildiðince yürüdü. 
 
Onun hikâyesi tam olarak burada başlamıştı. Yolların mesafelerinde gizli kalmış olan sırların içinde. Düşüncelerinin esnekliðini kaybettiði noktalarda koyulaşan yollarda ve uzayan bir ömrün kıskacında rol alan hayatta...
 
Sıra dışı olduðunu düşündüðü her şeyin sıradanlaşan olayların sadece bir uzantısı olduðu gerçeðini hayatın her evresinde yaşanmaya başlanan basit bir olayda ve deja-vu etkisi yaratan bir tekrarlanma halkasında yer aldıðını an be an görmeye başladı.
 
Aslında kıyamet kendi içinde kopacak kadar çok yakındı…

ETİKETLER :
YORUMCULARIN DİKKATİNE
İmlası bozuk, büyük harfle yazılan, hakaret niteliği taşıyan, argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren yorumlar kesinlikle yayınlanmayacaktır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Diğer yazıları...
Yazılım
Uyumlu Web Tarayıcıları