ÇELİŞKİLER KARMAŞASI

Bu makale 30-11--0001 00:00 eklenmiş ve 1125 kez görüntülenmiştir.
Murat TAŞ

Karanlık daðların ötesinde bulunan şatosundan bütün gökyüzünü kırmızıya boyayan bir günbatımını izliyordu sessizce. Gözlerini kapadı ve terleyen vücuduna aldırış etmeden hayal dünyasına daldı. Toprakların ruhunu hissederek içsel bir yolculuða çıkıverdi aniden. Antik bir tılsımın kıyılarına vurmuş olan sırlar içinde kaybolup gitti. Güç, yavaş yavaş terkediyordu bedenini ve sürekli bir çarpışma içinde olan dünyada söylemlere konu olan dünya barışını saðlamak pek de olası görünmüyordu. Atmış olduðu her adımda ayaklarında bir ıslaklık hissediyordu ve gittikçe bu ıslaklıðın derinliklerine batıyordu. Karanlık dolayısıyla nasıl bir durumun içinde olduðunun tam olarak farkında deðildi. Ta ki, derinlik parmak uçlarına ulaşıncaya dek. Parmaklarını birbirine sürtmeye başladı ve parmaklarının bu denli kayganlaşmasına sebep olan sıvıyı incledi. Yanılmış olmayı diledi ve burnuna gelen kokunun tahmin ettiði gibi olmaması için Tanrıya dualar etti. Fakat hislerinde yanılmıyordu, burnuna gelen koku tahmin ettiði gibiydi. Göz bebekleri irileşti ve nefes alışverişleri sıklaştı. Kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Birden gecenin sesizliðini bozan çıðlıklar yükseldi gökyüzüne. Baðırdıðı an kendi sesinin yansımasını atmosferden duyar gibi oldu. Kafasını yere doðru eðdiðinde tahmin ettiklerini ispatlarmışçasına baðırmaya devam etti.
 
-         Kandı bu, kaaan.
-          Hayııır! Bu olamaz…
 
Gördükleri karşısında dayanılmaz acılar hissetti bedeninde. Gözyaşlarına engel olamayıp hıçkırıklar içinde boðulurken buldu kendisini. Sorular içinde kaybolmanın eşiðindeydi şimdi.
 
-         Yaşamak bu muydu?
-         Hayat denen şey bu muydu?
 
Bir celişkiler karmaşasında inşa edilmeye başlamıştı hayat. Tanrı, yaşam devam ettiði sürece herkesin izleyeceði bir rota belirleyerek içinin doldurulması gereken bir kader defteri bırakıyordu. Tanrı, iyi ve güzel olan her şeyin var olduðu koca bir dünyada yaşamayı emrediyordu insanlara. Ve insanlar kendi kaderlerini kendileri çizmeye başlıyorken Şeytan, insanları doðru olanı yapmaktan alıkoymak için elinden geleni ardına koymuyor ve Tanrı’nın insanlara yaşamayı emrettiði düzeni tersine döndürerek kötülüðün bu sistem içinde hayat bulmasını saðlıyordu her defasında. Tatlı bir gülüşün ardına saklanan masumiyeti koruma derdine düşmüştü Tanrı ve etrafı saran kötülükleri yok etmek uðruna savaşım çoktan başlamıştı. Melek yüzlü şeytanların çokça var olduðu bir dünyanın içine hapsolan iyi niyet yok olmanın eşiðindeydi şimdi.
 
Bir kumarhanenin hiç oturulmamış olan kumar masasında kaybetmeye başlamıştı hayat. Kumarbazlar masaya oturmuşken tüm pazarlıklar çıkarları ölçüsünde yapılmış ve bıçak darbeleriyle küçük parçalara ayrılan pasta dilimleri ile koca bir hayat çatallanmıştı. Böylelikle celişkiler karmaşası gittikçe yayılmaya ve önlenemez ölçüde büyümeye başlamıştı. Hayata farklı karelerden bakıldıðında ortaya çıkan tablo ise adeta bir faciaydı. Bir tarafta aşırı zenginliðe sahip olup dünyanın bütün nimetlerinden sınırsız bir şekilde faydalananlar mevcut iken; diðer tarafta da açlık ve sefaletin hakim olduðu noktada dünya nimetlerinin buralara uðramadıðı bir durum mevcut bulunuyordu. Hayat, gerçekten de kimilerine cennet iken; kimilerine cehennem oluyordu. Hayat, cok acımasızdı.
 
Milyonlarca meteor ve asteroid tarafından bombalanmış olan kanlı ve ıssız bir savaş alanı gibiydi şimdi hayat ve dünya artık daha sessizdi. Etrafa hakim olan tek ses hüznün sesizliðiydi.
 
Hüznün etrafa yaydıðı sesizlik içinde ilerlemeye devam etti ve ilerledikçe daha da derinlere ulaştıðını farketti. Gittikçe batıyordu içinde bulunduðu bu kan gölünde. Boðuluyordu ve boðulmasına raðmen, geri dönme şansı olduðu halde bu ihtimali aklının ucundan bile geçirmiyordu. Gözlerinden akan yaşlar kanla karışıyorken son sözlerini sarfetti:
 
-         Bütün sırları günyüzüne çıkmış bir dünyanın kayıp insanları rolünü oynuyoruz ve bir çok şeyin farkında olmadan yaşıyoruz. Aslında yaşamıyoruz, geçen her saniyede ölüme yaklaşıyoruz. Zamanı hoyratça tüketip, her defasında yitirmemize raðmen deðerini anlayamıyoruz. Bir zamanlar yitirilen şeylerin deðeri anlaşılırken artık yitirilen şeylerin de bir deðeri kalmayacak duruma geldi. Deðerin deðersizleştiði bir dünyanın yaşayan ölü insanları rolünü oynuyoruz ve bir çok şeyin farkında olmadan yaşarken ölüyoruz…
 
Her yer karanlıktı. Nefes almak neredeyse imkansızdı ve bütün bedeni kanla kaplanmıştı. Kan gölünde bu dünyadaki varlıðı son bulmanın eşiðindeydi. Azrail kapıya dayanmış, ölüm bedenindeki canı almak için çok yola çıkmıştı. Boðuluyordu ve hayat son bul… Yeniden hayata dönmüştü adeta. Vücudunun irkilmesi sırasında gözlerini açtı ve bütün gökyüzünü kırmızıya boyayan bir gün doðumunu izleyerek uyumuş olduðu kabustan uyanmıştı. Güç, kendi iradesinde mevcut bulunuyordu ve antik bir tılsımın kıyılarına vurmuş olan sırlar içinde söylenen kehanet yineleniyordu durmaksızın:
 
Gökyüzünü kuşatıp karanlıða boðan karabulutların ardında bile bir güneş vardır; siz karanlıða doðru yürüyorken güneş ışıklarıyla ardınızdan aydınlıðı sürükleyip sizi takip ediyordur her zaman. Umutsuzluðun etrafa yaymış olduðu her hüsran, umudun saçmış olduðu ışıklara maðlup olmaya mahkumdur hayat devam ettiði sürece...
 

ETİKETLER :
YORUMCULARIN DİKKATİNE
İmlası bozuk, büyük harfle yazılan, hakaret niteliği taşıyan, argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren yorumlar kesinlikle yayınlanmayacaktır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Diğer yazıları...
Yazılım
Uyumlu Web Tarayıcıları