MUCİT

Bu makale 30-11--0001 00:00 eklenmiş ve 1205 kez görüntülenmiştir.
Murat TAŞ

Gece çok sessiz ve zifiri karanlıktı. El fenerlerinin yaymış olduðu ışık ile yollarına devam ediyorlardı. Yorgunluk çökmüş olmasına raðmen yılmak bilmiyorlardı. “Buralara kadar gelip de, geri dönmek doðru olmaz.” gibisinden bir söylem çıkmıştı agızlarından. “Arayacaðız ve bulacaðız.” diyordu bir diðeri. Durmadılar ve yollarına devam ettiler. Ta ki demir kapıya varana dek. Kapı açılıvermişti ve labirenti andıran odalarda gezinmeye başladılar. …arıyorlardı sürekli ve sonunda aradıklarını bulmuş olmalıydılar. El fenerlerinin ışıðı tek bir noktaya odaklanmıştı ve artık bütün ışık, tozlarla kaplanmış olan masanın üzerindeki parşömen kaðıdını aydınlatıyordu. Okumaya başlamışlardı yazılmış olan her şeyi:
 
Yıllar önceydi. Henüz dünyaya gelmemiş ve dış dünyanın etkilerine maruz kalmadan, iç dünyanın sırlarını keşfetmeye başlamıştım…
 
Anne karnında geçirmiş olduðum 9 ay 10 günlük sürede bütün duvarları yıkıp, özgür olmanın yolarını arıyorken, dışarı çıktıðım ilk anda hayata gelişimin bir işareti olan ilk tokatı, dökmüş olduðum gözyaşlarını, aç ve susuz iken atmış olduðum çıðlıkları, hareketsizliðime son verip emeklediðim anlarımı ve çıkarmış olduðum anlamsız sesleri anlamlandırdıðımı arkama dönüp baktıðımda her an yaşıyor gibiydim…
 
İçimde oluşmaya başlayan asabi yaraların kabuk baðlama zamanı gelip geçmekteyken, sonbahar tenimi esareti altına almakta ve dünyama yayılmış olan sıcaklık yerini hafif, serin rüzgarlara bırakmaktaydı o günlerde. Her sonda beliren anlamsızlıklar, yeni başlangıçlarda anlam kazanmaktaydı yine. Düşüncelere daldıðım her anımda kulaklarımda çınlayan cümle, “Ara ki, bulasın!” idi. Her zaman bir arayış içindeydim elbette ve de öyle olmalıydım bu hayat devam ettiði sürece. İmkansızı mümkün kılmak için kararlı bir şekilde yoluma çıkan engellere aldırış etmemeli, sabırlı olmalı ve azimle ulaşmak istediðim hedefe doðru yol almalıydım. …ve bunun bilincindeydim. …ama bir şeyler hep yarım kalıyor gibiydi. …tamamla(n)malıydım. 
 
…bir türlü tamamlanamayıp eksik kalan her cümle gibi eksik kalmaktayım, sensiz başı ve sonu belli olmayan bir yaşam sürdürmek zorunda kalıyorken…
…üç noktanın tek bir noktaya dönüşüp tamamlanan bir cümlenin anlamlılıðı içerisinde sürdürülen bir hayat peşinde koşmaya devam ediyorken, aklımı meşgul eden “Ara ki, bulasın!” tümcesi ile mucit oluşumun vermiş olduðu hazla kainatta yaşam belirtisi olan her noktada seni bulmaya çalışmaktayım ve er ya da geç seni bu-la-ca-ðım.
 
Kitaplarla dolup taşan odamın içinde, uykusuz geçen her gecenin ardından, düşüncelerimi işgal edip bir araya gelemeyen harfler, başında bulunmuş olduðum masada, hızına uymaya çalıştıðım elimdeki kalem ile beyaz bir kaðıdı dolduran kelimeler aracılıðıyla biraraya gelip anlam kazanmaktayken gözlerim uykusuzluða yenik düşüp gönül çukurunda kaybolmaktaydı. Derin rüyalardan her uyandıðımda, kadın sırtını andıran bir dað yamacında bulmaktaydım kendimi. Sert rüzgarların estiði sevda çölünde meydana gelen kum fırtınaları arasında kaybolan benliðim kaybedilmiş bir savaşın izlerini taşımakta ve hislerim kanunsuz olaylara dahil olup yasakları çiðnemekteydi her defasında. Düşünceler deryasında kayboluyordum yine.
 
…tamamlamalıyım artık seni ve beni. …eksiklik son bulmalı ve ayrı olan bu eller bir noktada birleşip kenetlenmeli ve sonrasında…
 
Oturmuş olduðum sandalyemde penceremden dışarısını seyrediyordum. Gökyüzünü saran karabulutlar, etrafı karanlıða mahkum etmişti adeta ve durmaksızın çakan şimşekler atmosferi bir bıçak gibi kesip duruyordu. Islatmaya başlamıştı penceremin camlarını gökyüzünün dökmüş olduðu gözyaşları. Islanıp buðulanan camların ardından görüş mesafesi gittikçe azalıyordu. Arabanın sileceklerini çalıştırdım hiç vakit kaybetmeden. Kırmızı ışık yanmıştı ve trafik sıkışmıştı birden. Etraf sürekli bir yerlere koşturan insanlarla doluydu. Gök, kızmış olmalıydı ki, bütün hiddetiyle gürlüyordu ve bu da yetmezmiş gibi yıldırımlarını savuruyordu yeryüzüne. Kaçmanın zamanı gelmişti. Kırmızı ışıða aldırış etmeden ayaðımı fren pedalından çekip, gaz pedalına yüklendim alabildiðince. Kaçıyordum. Kovalanıyordum. Kaçarken bile seni arıyordum. Ani bir fren ile durdurdum arabayı. Kapıyı çarpıp içeri girdim ve sandalyede oturup pencereden dışarısını seyrederken buldum kendimi. …ve sandalyede oturup dışarısını seyrederken buldum kendimi. Aman Tanrım! Böyle bir şey nasıl olur du? Deliriyordum. Bedenim ve beynim içinden çıkılamayacak bir hücreye hapsedilmişti şimdi. Oturup düşünme zamanı olmasına raðmen düşünmek artık gerçekleşmeye başlayan bir hayaldi. Zaman, düşünmeme zamanı idi. Düşünemiyordum. Paramparça olmuştu şimdi her şey; kelimeler tekrar yalnız bırakılan harflere dönüştürülmüştü ve hızına uymaya çalıştıðım kalemim çoktan kırılmıştı. Eksik kalan cümleler uçup gidiyordu gözlerimin önünden, frekanslar ile beynime son mesajlar gönderiliyor ve kısık bir ses kulak zarımda ani bir titreşime sebep oluyordu:
 
…tamamlamalısın artık seni ve beni. Tanrı, korkaklardan nefret eder ve sen Tanrı’nın nefret ettiði insanlardan olmamalısın ve bunun için daima savaşmalısın. …savaşmalısın.
 
 …savaşmalıydım.
Seni burada bırakmamalı…
…yoluma çıkan engelleri aşmalıydım.
 
Yıllar sonrasıydı. Hayatın her türlü evresinden geçmiş ve dünyaya geliş sürecim gözlerimde dönüp duran bir hayal, kulaðımda çınlayan bir masal gibiydi artık. Dünyanın iç ve dış olmak üzere her türlü etkisine maruz kalmış ve benim için bir yaşam felsefesi haline gelen ve bana yol gösterip rotamı belirleyen, “Ara ki, bulasın!” tümcesi dün olduðu gibi, bugün de hala hayatımda yer almaktaydı…
 
Mucit, yaşamış olduklarını yazmış olduðu notlarda bu şekilde en doðal haliyle belirtiyordu. Yazmış olduðu parşömen kaðıdı yıpranmış ve tozlarla kaplanmış olmasına raðmen yazmış oldukları hiç eskimemişti. Ve notlarına son verdiðinin işareti olan nokta ile de hiç eskimeyecekti:
 
Elde etmiş olduðum bulgulardan da anlaşılacaðı gibi, şu fani dünyada kayda deðer bulmuş olduðum tek şey varlıðında hayat buluşumdur. Ve bence benim için ve benim gibi düşünenler için dünyadaki en büyük icat budur. Bu durumda mucit kimdir bilemem. Belki mucit benimdir, seni bulduðum için; belki de mucit sensindir, beni bulduðun için. Aslında, aslolan bu buluşun ortaya çıkışıdır ve de gerisi, içinde senin olmadıðın bir dünya gibi boştur…
 
09.09.2011 12.22
MURAT TAŞ

ETİKETLER :
YORUMCULARIN DİKKATİNE
İmlası bozuk, büyük harfle yazılan, hakaret niteliği taşıyan, argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren yorumlar kesinlikle yayınlanmayacaktır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.

Adınız :
E-Mail :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Diğer yazıları...
Yazılım
Uyumlu Web Tarayıcıları